1.         HAYAT VE ÖLÜM
 
Varoluşumuz bize hayatı, hayat ise ölümü hatırlatmaktadır. Kur’an-ı Kerim, hayatı ve ölümü yaratanın, her şeyi var eden Allah olduğunu ilan eder. Yüce Allah dünyada insanların güzel işler yapma hususunda birbirleriyle yarış (rekabet) etmelerini sağlamak, kimlerin kendi emir ve yasaklarına uyarak daha güzel işler yapacağını ortaya çıkarmak için hayatı ve ölümü yarattığını bildirmektedir.
Dünya Hayatı
Ayetler:
·        “O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.” (Mülk süresi, 67/2) ayet-i kerimesi, bize bahşedilen hayatın anlamsız bir var oluş olmadığını, ölümün ise sonu hiç olan bir yok oluş anlamına gelmediğini, aksine hayatın, hayırlı faaliyetlerin yapıldığı bir alan, ölümün ise bu faaliyetlerimizin karşılığını bulacağımız ebedi varlık sahasına geçişi sağlayan bir dönüm noktasını ifade ettiğini hatırlatır. Hayat ve ölüm imtihan için yaratılmıştır; imtihan yeri ise dünyadır. Ölüm mü’minlere hayatın sorumluğunu hatırlatır, onlar iyi işler yapmaya teşvik eden bir uyarıcıdır.
·        “Her nefis ölümü tadacaktır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir.” (Al-i İmran süresi, 3/185)
·        “De ki: şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’âm süresi, 6/162-163)
·        Unutmayalım ki, “Dünya bir okuldur, hem de insan için en büyük ve önemli okuldur. Aldığımız not, ölüm ötesi yaşamda geçerli olacak. Diplomamız da kitabımız olarak elimizde değil, bilincimizde olduğu üzere o boyuta geçip, gerçek hayata atılacağız.”
·        “(Hz. Hud der ki): temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?” ( Şuura, 42/129)
Ahiret hayatı ve ölüm
Ayetler:
·          “Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.” (Bakara Suresi, 2/4)
·          “İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir.” (Bakara Suresi, 2/8)
·          “Onlar, kesinlikle Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini düşünen ve bunu kabullenen kimselerdir.” (Bakara Suresi, 2/46)
·          “Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.” (Bakara Suresi, 2/62)
·          “İşte bunlar, ahireti verip dünya hayatını satın alanlardır; bundan dolayı azabları hafifletilmez ve kendilerine yardım edilmez.” (Bakara Suresi, 2/86). Kur’an-ı Kerimde Ahretle alakalı takriben: 238 ayet geçmektedir.
 
2.   ÖLÜMÜ TEMENNİ ETMEK
Hadis ve Açıklamalar:
·          “Sizden biriniz ölümü temenni etmesin. Eğer kişi iyi bir insan ise hayır işleyerek sevabını artırır. Eğer kötü bir insan ise belki tövbe edip Allah’tan af ve mağfiret diler.”(Nesai, cenaiz,1)
·          Temenni, geleceğe dair bir şeyin gerçekleşmesini dilemektir. Ölümü temenni etmek de zamanından önce onun gelmesini istemek demektir.
Hangi durum ve sıkıntıda olursa olsun ölüm temenni edilmez. Çünkü insan dünyada yaşadıkça ibadetler, hayır ve hasenat, sabır ve sebat ile sevap kazanır.
·          Sevgili Peygamberimiz, “ Kendisine ibadet eden bir sıkıntı sebebiyle sizden biri ölümü temenni etmesin, (illa bir istekte bulunacaksa) “Allah’ım! Yaşamak benim için hayırlı ise beni yaşat, ölmek benim için hayırlıysa canımı al” diye dua etsin.” (Tirmizi, “Cenaiz”, 3) tavsiyesinde bulunmuştur.
Geleceği mutlak olan ölümü temenni etmekle birlikte ölümü unutmamak, ölüm ve ötesine hazırlıklı olmak gerekmektedir.
·          “İştahı kesen ölümü çok zikrediniz.” (Nesai, “Cenaiz”, 3) buyurmuştur.
 
3.   ÖLÜMÜ UNUTMAMAK
Hayat iki kapı arasındaki bir yolculuk gibidir. İlk kapı, ikinci kapı ise ölümdür. Bu iki kapıdan da geçme vakti bizim tarafımızca tayin edilemez. İkisinden de geçince, bir daha geri dönüş yoktur.
Ayet: “Her canlı ölümü tadacaktır.” (Al-i İmran suresi, 3/185)Yani yaşayan her canlı, ne kadar uzun yaşayacak olursa olsun en sonunda canları alan Azrail ile karşı karşıya gelecektir. Ölüm; dünyanın bütün telaşları, sevinçleri, üzüntüleri gibi insana tanınan süreyi de bitirmiş olur. İnsanın ailesi ve malı kabre kadar gelir ama geri döner. Onunla kabre giren sadece amelleridir. Bütün amellerin karşılığı ise mahşer günün de ödenecektir. Dünya süsüne dalıp ahretteki ebedi hayatın unutulması için ölümün anılması teşvik edilmiştir.
Hadisler:
·               Zevkleri yok eden ölümü, çokça anın” buyurmuştur.(Tirmizi, zühd, 4) Ölüm bir yok oluş değildir. Fani dünya hayatın sonu, ebedi ahret yurdunun başlangıcıdır.
Ölümün ardından yas tutmak, bağırıp çağırarak ağlamak men edildiği gibi, Allah’ın hoşuna gitmeyecek sözler söylemeden, sessizce ağlamakta beis yoktur.
·                Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de oğlu İbrahim’in ölümden sonra ağlamış ve şöyle buyurmuştur: “Gözümüz yaş döker, kalbimiz hüzün çeker fakat Rabbimizi etmeyecek söz sarf etmeyiz. Ey İbrahim! Senin ayrılmandan biz üzgünüz!” (Buhari, cenaiz, 44).
     Ölümü unutmamak:
Hadis: “Lezzetleri yok eden ölümü çok hatırlayınız.”
Alimler:
·               Ölümü çok düşünen insan hırsızlık yapmaz, arsızlık yapmaz, yüzsüzlük yapmaz, tembellik yapmaz, gevşeklik yapmaz... Öleceğim diye hazırlığını tam yapar. Ölmeden evvel ölmek ne demek? Ölecekmiş gibi tam hazırlıklı olup, huzur içinde canını verecek kadar her işini halletmiş olup, yüzü ak alnı açık olarak, Cenâb-ı Hakk'a kavuşmaya, ruhunu teslim etmeye can atmak... (Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan (Rh.a))
·               Ölümü düşünen kimse tevbe halinde olur. Hak ve hukuka riayet eder. İbadetlerini huşu içinde yapar, kıskançlıktan ve dedikodu yapmaktan uzak durur. (Hasan AKBAYRAK)
   Ölüm
Ayetler:
·               “Her nerede olursanız olun, ölüm sizi bulur; yüksekçe yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile.”
·               “…Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilir, ne de öne alınabilir.” (Nahil suresi, 16/61)
Hadisler:
·               “Mü’minin armağanı ölümdür.” (İbni Mübarek, Taberani Hâkim, Ebu Nuaym)
·               “Vakit çıkmadan evvel namaza, ölüm gelmeden evvel tevbeye acele ediniz.”
·               “Daima kontrol altında olduğu halde, gaflet içinde yaşayan kimseye şaşarım. Ölüm her an peşinde olduğu peşinde olduğu halde sürekli dünyayı düşünen kimseye hayret ederim.”
·               “Ölüm acısı her Müslüman kefarettir.” (Ebu Nuaym, Beyhaki, Hatip, İbni Asakir; Enes.)
·               Hazret-i Peygamber sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurmuştur: “Cebrail bana geldi; şöyle dedi: “Ya Muhammed! İstediğin kadar yaşa, mutlaka öleceksin! İstediğini sev, istediğin şeyle amel et, onun karşılığını elde edeceksin…!” (Beyhaki)
·                
Alimler:
·               Cahiliye en büyük ölümdür. İlim ise en şerefli hayattır. (İmam-ı GAZALİ)
·               Kendisini bilmeyen, kendi varlığının şuuruna erememiş olan, ölü demektir. (İmam-ı GAZALİ)
·               Uykuyu hafif ölüm, ölümü de ağır uyku bil. (Muhammed İKBAL)
·               ”Mü’minler için ölüm yoktur. Ancak, bir âlemden diğer âleme göç vardır.” (M. Zahid KOTKU)                                                                                                                                                                                                                                                                           
·               Ölüm: Kişi ölünce melekler: “Ne getirdi? “derler” insanlar da; “ne bıraktı” derler.
·               Dünya ve ahiret saadeti, kundak ile tabut arasına sıkışan insan idrakinin ölüm bilmecesini çözmesiyle başlar.
·               Hasan el-Basri, “Ben ölümden korkuyor ve onu sevmiyorum” diyen birine şu cevabı vermiştir: Malını geride bıraktığın için ölümü sevmiyorsun. Eğer malını ileriye (ahirete) gönderseydin, peşinden gitmek isteyecektin.
·               ölüm-sonum: allah’ım hayırlı anımızı en son anımız eyle.
·               ölümden niye korkayım ki? Ben varken o yoktur. O gelince de ben olmayacağım. (Mantaigne)
·               İnsan, meyvenin çekirdeğini taşıması gibi ölümü kendi içinde taşımaktadır. (Rilke)
·               Bu dünyaya kiracı gibi yerleş, ev sahibi gibi yerleşirsen gitmesi zor olur.
·               Dünya fani ölüm ani!
·               Ölüm kavuşmaktır, ayrılık değil.
·               ”ölüm güzel bir şey, budur perde ardından haber, güzel olmasaydı ölür müydü hiç peygamber.” (Necip Fazıl Kısakürek)
·               Ölmek yaşamamanın öbür yüzüdür. Ölümünü sürekli koynunda taşımayan hayatın hakkını veremez. Ölmeden evvel ölmeye çalışınız. Bide öldükten sonra yaşamanın sırrını bulunuz. Ölümü ancak bu iki şekilde öldürebilirsiniz. Ölümün kokusu ölmenin kendisinden çok daha beterdir.
·               Ölüm: ömrüm geçti eyvah ki! Geç uyandım; bu dünya bana baki kalacak sandım. (Yunus Emre)
·               Ölüm+ahret: ölümden ne korkarsın, korkma ebedi varsın. (Yunus)
·               Niceleri geldi, neler istediler, bırakıp dünyayı, sonra gittiler.
·               Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi? inan, o gidenlerde hep senin gibiydiler. (Yunus EMRE)
·               Dünya seni terk etmeden evvel, sen dünyayı terk et.
·               Ecelin mutlaka geleceğini bilen emelini azaltır. (Mansur bin Ammar (r.a))
·               “Allah’ım ancak senin kudretinle yaşarız ve senin kudretinle ölürüz. Dönüş yalınız sanadır.”
·               Beklenilen, bir son. İnsan, meyvenin çekirdeğini taşıması gibi ölümü kendi içinde taşımaktadır. (Rilke)
·               Dün öldü, bugün can çekişiyor, yarın doğmadı. Öyle ise şu anı değerlendirmek için “kıyam”a kalk.
·               “Ölüm, bütün Müslümanlar için bir kefarettir.”
·               “Mü’minin hediyesi, ölümdür.”
·               Ey Allah‘ım kulları vallahi ölümden kurtuluş yoktur. Acele edin! Arkanızda sizi hemen isteyen bir kabir var. (Hz. Ali)
Ölüm: Bizden evvel gelenler   
§    Gittiler birer birer
§    Gelen gidermiş meğer
§    Ölürmüş doğan kızım
§    İnsan ömrü muazzez
§    Geçen gün geri gelmez
§    Allah aşığı ölmez
§    Ebedi inan kızım
Ahiret:
·               Her yaşayan ölür,
§    Her yeni eskir.
§    Her yaşlı göçer,
§    Her çok fena bulur
§    Bende öleceğim
§    Fakat senin gibi temiz bir
§    Vekil bırakacağım için
§    Adım asla ölmeyecek…                  
4.       Ölüm ve Tevhid 
Hadis: “Rasulullah (s.a.v.) amcasına ölüm vaktinde: “la ilahe illallah’de, kıyamet gününde onunla senin lehine şehadet edeyim”dedi. Ebu talip buna yanaşmadı. Bunun üzerine Allah (cc): (el Kasas 28/56) ayetlerini inzal buyurdu.” (Müslim) 
5.       Ölümden korkmak
Alimler:
·               Şair: ölümden ne korkarsın, korkma ebedi varsın. (yunus)
·               Ahret: ölüm güzel şey, budur, perde ardında haber, hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber. (Necib Fazıl KISAKÜREK)
·               Ahrete iman: ölümden niye korkayım ki? Ben varken o yoktur. O gelince de ben olmayacağım. (mantaigne)
 
6. Ölüm ve ceza evi
        Kur’an’da tüm canlıların ölümü tadacağı bildirilmiştir(enbiya suresi 35). Allah’ın bu kanunu gereğince her insan, muhakkak bir gün ölecektir. Ölümü sevimli hale getiren, ona hazırlıklı olmak ve bu geçici dünyanın sıkıntılarından kurtulmaktır.
         Ölüm birinin başına geldiğinde çevresindeki kişiler cenaze sahiplerini teselli etmelidir. Çünkü, sevinçler paylaşıldıkça çoğalır, üzüntüler paylaşıldıkça azalır sözü doğru bir sözdür. İnsanlar böyle üzüntülü anlarında başkalarının tesellisine ihtiyaç duyarlar.
          Cenaze evine giden kişiler öncelikle cenaze sahiplerine başsağlığı, ölüye de rahmet dilemeli, o ortamın gereğine göre hareket etmeli, özellikle de cenaze sahiplerini üzecek lüzumsuz söz, tavır, davranış, konuşma, kahkaha ve gülüşmelerden uzak durulmalıdır.
     Cenaze evine ilk gidenler, ölü sahipleri üzgün ve ne yapacağını bilemez bir halde olabileceklerinden, ölünün göz kapaklarını kapatarak, çenesini bağlamalı, kollarını ve bacaklarını düzgün bir hale getirmeli, ölünün elbiselerini çıkarıp üzerine bir örtü örtmeli, şişmemesi için ölünün karnına demir benzeri bir şey koymalıdır.
     Cenaze sahiplerinin gelenlere yemek hazırlaması uygun değildir. Komşular veya yakınlarının cenaze sahiplerine ve uzaktan gelenlere yemek getirmeleri güzel bir davranıştır.
      Cenaze yıkanmadan başka odalardan açıktan yada ölünün yanında içinden kur’an okunabilse de cenazenin bulunduğu odada açıktan kur’an okunması uygun değildir. Cenaze defnedildikten sonra ölü için dua etmek ve kur’an okumak müstehaptır.
7.Ebediyet Yolcusunu Uğurlarken
        KALANLARA SELAM OLSUN:
·        Biz dünyadan gider olduk
·        Kalanlara selam olsun
·        Bizim için hayır dua
·        Edenlere selam olsun
·        Ecel büke belimizi
·        Söyletmeye dilimizi
·        Hasta iken halimizi
·        Soranlara selam olsun
·        Tenim ortaya açıla
·        Yakasız gömlek biçile
·        Bizi bir asan veçhile
·        Yuyanlara selam olsun
·        Sala vereler kastımıza
·        Gider olduk dostumuza
·        Namaz için üstümüze
·        Duranlara selam olsun
Tabut:     
·        Yenilirsin ecele
·        Külün savrulur yere
·        Yakasız gömlek ile
·        Yola çıkılır bir gün… 
8.CENAZE NAMAZI        
Ayet: “Her canlı ölümü tadacaktır”. (Al-i İmran, 3/185)
Hadis: Sevgili peygamberimiz (s.a.v.) “Ölülerinizin güzel işlerini yâd edin, kötü taraflarını dile getirmeyin.” (Tirmizi, “cenaiz”.34) buyurmuştur.
İslam dinine göre ölüm yok oluş değil bilakis ebedi âlemde var olmaktır. Hal böyle olunca, ölen kişiye yapılan hazırlıklara teçhiz ölünün yıkanmasına gasil, kefenlenmesine tekfin, tabuta konup taşınmasına teşyi ve kabre konmasına defin denir. Cenaze namazı kıyamda rükû ve secdesi olmayan dört tekbirli bir namazdır. Allah’a hamd ve Rasülullaha salâvat, ölüye duadır.
 Namaz şöyle kılınır: cenazeye ve kıbleye yönelik saf tutularak niyet edilir. İmam tekbir alarak ellerini bağlar; cemaat da tekbir alarak imama uyar. İmam ve cemaat içinden “sübhanekeyi vecelle senâuk” duasıyla okurlar. Sonra imam ellerini kaldırmadan tekbir alır, cemaat da içinden tekbir alır; hepsi içinden “salli ve barik” dualarını okurlar, tekrar tekbir alırlar; bilenler cenaze duasını, bilmeyenler “ Fatiha süresini” veya başka bir dua okurlar. Yine aynı şekilde tekbir alarak sağa ve sola selam vererek namazı tamamlarlar. Cenaze, definden sonra telkin, taziye ve okunan Kur’an-ı Kerim’le yapılan dualarla ebedi âleme uğurlanır.
9.KABİR
Hadisler:
·          Allah’ım kabrimi tapılan bir put kılma.” (Muvatta)
·          Adamın biri: “Ey Allah’ın Resülü! İnsanların en zahidi kimdir? Diye sordu. Resülullah (s.a.v.): “kabri ve oradaki çürümeyi unutmayan, dünyalık fuzuli şeyleri terk eden, ahreti dünyaya tercih eden, yarınki gününün derdine düşmeyen ve kendini kabirdeki insanlardan biri olarak kimse zahittir” der.
Sahabeler:
·          Kabir’e azıksız giren, vapursuz denize çıkmış gibidir. (Hz. Ebubekir sıdık r.a.)
·          Ey Allah’ın kulları, vallahi ölümden kurtuluş yoktur. Acele edin! Arkanızda sizi hemen isteyen bir kabir var. (Hz. Ali r.a.)
·          Kişiye mezarında, dünyadaki amelinden başka arkadaşı yoktur. (Hz. Ali r.a.)
·          Hz. Ali (r.a.): “Neden kabristanlığa yakın bir yerde evini kurdun?” diye sorulduğunda: “Onların en iyi ve samimi komşular olarak buldum; dillerini tutmasını biliyorlar ve ayrıca ahreti hatırlatıyorlar” demiştir.
Âlimler:
·          Hepimizin bir annesi vardır, toprak ( Victor Hugo)
·          İnsan malını dünyada, bedenini de toprakta bırakarak Allah’ın huzuruna çıkar. Üç şey daima sessizdir; “düşünce kader ve mezar.” (Bulwer lytton)
 
10.            KABİRDE TELKİN
“Ya Dündar! Ya Mehmet oğlu! (3. Kere) “üzkür ma künte aleyhi min şahadeti en lâ ilâhe illâllah, veenne Muhammederrasülüllah! Ve enneke razıtü billahi rabben ve bil-islami nebiyyen ve bil- kur’an-i imamen. ”Yapılan telkinin manası: “Allah’tan başak ilâh bulunmadığı Muhammed’in Resülullah olduğu hakkında sağlında yapmış ve üzerinde sebat etmiş olduğun şahadetini ve Allah’ı Rabb, islamiyeti din, Muhammed (a.s) Peygamber, kur’an-ı da rehber olarak kabul etmiş olduğun hakkındaki iman ve ikrarını hatırla!” diyerek Münker ve Nekir meleklerine vereceği cevabı ona hatırlatır.
 Hiç şüphesiz, cennet, gerçektir! Cehennem gerçektir! Öldükten sonra dirilmek gerçektir, kıyamet gerçektir! Bunda şüphe yoktur. Yüce Allah, kabirlerde bulunanları muhakkak bir gün diriltecek, mahşerde toplayacaktır. Sen, yüce Allah’ın Rabb olduğunu, Muhammed (a.s) Peygamber olduğunu, Kur’an-ı Kerim’in imam ve rehberin olduğunu, Kâbe’nin kıple olduğunu, müminlerin, kardeşler olduğunu kabul etmiştin. Allah’tan başka ilâh yoktur! Benim Rabbim, Allah’dır! Benim dinim İslam’dır! Benim Peygamberim Muhammed (a.s)’dir! De!” der. Telkin: fikrini kabul ettirme, aşılama.
Soru? Ölen kimse kabrinin başında söyleyenleri duyar mı?
Cevap: Evet Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kabre konan kimsenin, orayı birer birer terk eden yakınlarının ayak seslerini duyduğunu söylemiştir (Buhari, cenaiz 86) bir de bedir savaşında öldürülen bazı İslam düşmanlarına adlarıyla hitap ederek “Rabbinizin size haber verdiği şeylerin gerçek olduğunu şimdi gördünüz, değil mi? Diye seslenmiş, “onlar seni duyar mı, fakat cevap veremezler” diye soranlara da, “ evet, tıpkı sizin gibi duyarlar buyurmuştur ( Müslim, cennet, 77)
11.            KABİR SUALİ
Kabir, insanın bu dünyadan göç ettiği ilk evidir. Bu da ya yerde bir çukur, ya yırtıcı hayvan karnı, ya denizin dibi ya ateştir.
Hadisler:
·          (Mü’min) kabrine konulup onu dost ve arkadaşları bırakıp gittiklerinde ki meyit, bunlar yürürken ayakkabılarının sesini muhakkak işitir. Ona münker ve nekir adlı iki melek gelir. Bunlar meyiti oturturlar ve ona: ha! Şu Muhammed (s.a.v.) denilen kimse hakkında ki kanaatin nedir ne dersin diye sorarlar, o mü’min de: şahadet ederim ki o Allah’ın kulu ve Resulüdür der. Bunun üzerine melekler tarafından: Ey mümin! Cehennemdeki yerine bak, Allah Teâlâ, bu azap yerini senin için cennetten (yüce) bir makama tebdil eyledi denilir.
·          Nebi (s.a.v.) Efendimiz: “O mümin, cehennem ve cennetteki iki makamlarını birden görür.” buyurmuştur. Fakat kâfir veya münafık olan meyyit meleklerin bu sualine karşı: Muhammed hakkında bir şey bilmiyorum, halkın ona dedikleri bir sözü işitir ben de halka uyup söylerdim, diye cevap verir. Bu iki melek tarafından bu kâfir: hay! Sen anlamaz ve duymaz olaydın denilir. Sonra bu müşrik iki kulağının arasına demirden bir topuzla vurulur. O topuzu yiyince müşrik sayha (bağırış) ili bir bağırır ki, bu feryadı ins ve cinden başka bu ölüye yakın her şey işitir. Allah’ın Resülü şöyle buyurdu: “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur” (Tirmizi: sorularla tevhid ve akaid Mehmet Alptekin s.36-37 saff yayıncılık)
12.           KABİR VE AZABI
Hadis:
·           Zeyd ibnu sabit radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah (s.a.v.) bizim birlikte, beni necca’a ait bir bahçede bulunduğu sırada bindiği katır, onu aniden saptırdı, nerdeyse sırtından yere atacaktı. Karşısında beş veya altı kabir vardı. Aleyhissalatu vesselam: bu kabirlerin sahiplerini bilen var mı?” buyurdu. Bir adam: ben biliyorum! Deyince, peygamber efendimiz (s.a.v) “ ne zaman öldüler” dedi. Adam: şirk devrinde deyince Peygamber efendimiz (s.a.v.): “Bu ümmet kabirde fitneye maruz kılınacak. Eğer birbirinizi defnetmemenizden korkmasaydım şahsen işitmekte olduğum kabir azabını size de işittirmesi için Allah’a dua ederdim” buyurdular ve sonra şunları söylediler: “Kabir azabından Allah’a sığının!” oradakiler “ kabir azabından Allah’a sığınırız!” dediler. Peygamber efendimiz (s.a.v.): “Cehennem azabından Allah’a sığının!” oradakiler “ cehennem azabından Allah’a sığınırız” dediler. Peygamber efendimiz (s.a.v.) : “ fitnelerin açık ve kapalı olanından Allah’a sığının” dedi. Oradakiler “açık ve kapalı her çeşit fitneden Allah’a sığınırız” dediler. Peygamber efendimiz (s.a.v.) deccalin fitnesinden Allah’a sığının” buyurdu. Oradakiler “deccalin fitnesinden Allah’a sığınırız” dediler.
·     “Kabir azabının çoğu idrardan iyi korunmamaktandır.” (Ebu’s Şeyh; Enes)
·     “Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, cimrilikten, bunaklıktan, derecesindeki ihtiyarlıktan ve kabir azabından sana sığınırım!”
·     “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur” (Tirmizi, kıyame, 26) Kabir azabından Allah’a sığının.
 
13.            KABİR VE ZİYARETİ
Mezar kelimesi, “ziyaret edilen yer” anlamındadır. Sözcüğün kabir anlamında yaygın kullanım kazanmasının nedeni yüce peygamberimiz (s.a.v.) “ kabirleri ziyaret edin. Çünkü kabir ziyareti ölümü hatırlatır.” ( Müslim, “cenaiz” 108) sözünde bulmaktayız. Zira ziyaret edip hatırlama, öğüt alma yerleridir kabirler. Kabirlerin bu işlevine binaen ilk defa Allah Resülü (s.a.v.) kendisini kolaylıkla tanıyabilmek için Osman b. Maz’un’un (r.a.) kabrinin başına taş dikmiş (Ebu Davud, “cenaiz”, 57) ve peygamberimizin (s.a.v) bu uygulaması sonradan yaygınlık kazanmış, ve kabirler kültürümüzde zihinlere, göze ve gönle hitap eden birer ziyaret mahalleri halini alınmştır. Atalarımız, temelde yalnızca ölümü hatırlatan kabirleri adeta tarihe kayıt düşen, sanat yüklü ebedi abideler halini getirmişlerdir. Mezar taşlarını bir canlı gibi ziyaretçileriyle konuşturmuşlardır. Kimisi görünüşüyle döneminin sanat, edebiyat özelliklerini dışa vurmuş, kimisi tarihten bir demet sunmuş, kimisi de alınması gereken öğütlerde bulunmuştur.
 Kur’an-ı kerim’de: tüm canlıların tadacağı bildirilmiştir. (Enbiya süresi. 21/35) Can taşıyan insanlar için de geçerli olan bu durum ilâhi bir kanun olup ilk insan Hz. Adem’den beri devam etmektedir. Yine ilk insan Hz. Âdem’in iki çocuğundan birinin diğerini öldürüp cesedini ne yapacağını düşünürken, Allah’ın yeri eşeleyen bir karga göndermesi üzerine: karga kadar olamadım (Maide süresi, 5/27-31) diyerek kardeşini toprağa gömmesiyle başlayan insanların toprağa gömülerek defnedilmesi işi günümüze kadar gelmiştir. Yakınlarını kaybetmeleri insanlar için büyük acı oluşturmaktadır. Acılarını hafifletmek, ölülerini hatırlamak ve dua etmek için insanlar kabirleri ziyaret etmektedirler. Dinimiz kabir ziyaretiyle alakalı bazı düzenlemeler getirmiştir. Peygamberimiz bazı nedenlerden dolayı kabir ziyaretini önce yasaklamış, sonra ahreti ve ölümü hatırlattığı, ağlayan kişinin kalbini yumuşattığı için serbest bırakmıştır. (İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 3/493) kabir ziyareti erkek ve kadın Müslümanlar için menduptur. Kadınlar hayızlı veya lohusayken de kabir ziyareti yapabilirler. Kabirleri ziyaret eden kimse, kıbleye veya ölülerin yüzüne karşı dönerek: Ey kabir halkı! Allah’ın selamı üzerinize olsun. İnşallah biz de size bir gün kavuşacağız, diyerek selamlar. Kabir ziyaretinde bulunan, sevabını ölülere bağışlamak üzere kur’an okur, onlar ve kendisi için dua eder. Kabir ziyaretinde, mezar taşlarına el yüz sürülmez, kabirler çiğnenmez, üzerine oturulmaz ve yatılmaz. Ayrıca kabirlere karşı namaz kılınmaz, ölülerden medet beklenmez ve ölülere adak yapılmaz. Bir mezar taşı yazısı: Ey yoldan geçenler! Yakında görüşürüz.
Âlim: mezardakilerin pişman olduğu şeyler için yeryüzündekiler kavga ediyorlar. ( İmam Gazali)
 
14.            KABİR VE TAŞLARI
Mezar taşları, bir milletin medeniyetini belgeleyen en tarafsız vesikalardır. Bir başka ifadeyle, tarih içinde, nerde ve ne zaman hangi kimlikte olduğumuzu anlatan hayat kitabının taş sahifeleridir. Kültürel miras, milletlerin hafızasıdır. Hafızalarını kaybeden milletler; şahsiyetlerini, geçmişle bağlarını, kısacası kimliklerini kaybederler. Mezar taşları ve mezarlıklarımız, geçmişimizle kurduğumuz köprünün en önemli ayaklarından birini meydana getirir ve vazgeçilmez kültür miraslarımızdandır. Mezar taşları yazıları ve şekilleri itibari ile Türk taş işçiliğinin en önemli şubelerindendir. Hat ve ebedi sanatımızın tarihi tekâmülünü en güzel izleyebildiğimiz ve sürekli açık bir sergi, bir açık hava müzesi durumundaki mezarlıklarımızda, mezar taşları bize, misafirinin erkek mi, kadın mı olduğunu, “ ilmiye” sınıfından mı, “ümera” sınıfından mı olduğunu, şekil ve sembollerle ifade eder.
15.            ARASÂT
Din dilinde, kıyametin kopmasından sonra, diriltecek olan insanların dünyadaki inanç, söz, fiil ve davranışlarından sorguya çekilmek üzere sevk edilecekleri yerin adına denir. Bu mekâna mahşer ve mevkif de denir. Kur’an’da geçmeyen bu kelime, hadislerde sözlük anlamında kullanılmıştır. (Buhari, meğazi, 8) Arasat, “arsa” kelimesinin çoğulu olan “Arasat” sözlükte, üzerinde bina bulunmayan boş arazi anlamındadır. (Dini kavramlar sözlüğü)
Kıyamet günü, dünyada iken yaptıklarımızın hesabını vermek üzere yüce Allah’ın, huzurunda toplanacağız. Arasat adı verilen mahşer meydanında bu büyük toplantı gerçekleşecek ve iyi kimseler kötülüklerden ayırt edilecektir. Arasat çok büyük ve dümdüz bir alandır. Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde: “İnsanlar kıyamet gününde halis buğday unundan yapılmış yufka gibi beyaz ve parlak bir yer üzerinde haşrolurlar.” Buyurmuştur. (Buhari-Müslim)
İnsan ve hayvanlar bu düz mahşer yerinde birbirlerindeki haklarını almak üzere bir araya gelirler. Gerçekten korkunç ve çetin bir gün başlar. Mahşer meydanı karmakarışık olur, suçlular saklanacak hiçbir yer bulamazlar, herkes kazandığının karşılığını orada eksiksiz olarak görür. Bütün bunlara güzelce iman edip dünyadaki hayatımızı iyilikler ve ibadetlerle geçirmemiz, Allah’ın rızasını kazanmak lazım.
16.            AHİRET
Tarif:
Ahiret hayatı “hem dünya hayatının sonunu hem de ölümle başlayan ebedi hayatı” içine alır. Ahirette iman, islam’ın inanç esaslarındandır. Kur’an’da genellikle Allah’a imanla ahrete birlikte zikredilmiştir. Ahrete inanmamak küfürdür.
Ayetler:
·          “Kim Allah’ı meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur” buyurulmuştur. (Nisa suresi, 4/136)
·          “Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü ( ahreti) ihmal ediyorlar” (İnsan suresi, 76/27)
·          “Dünyanın metahı azdır, ahiret ise muttakiler için daha hayırlıdır.” (Nisa suresi, 4/77)
·          “… Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz, oysa Allah (size) ahireti istiyor…” (Enfal suresi, 8/67)
·          “şüphesiz senin için son olan, ilk olandan (ahiret-dünyadan) daha hayırlıdır. Elbette rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın. (Tevbe suresi, 9/4-5)
·           “İnsanlardan kimi: “Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) dünyada ver!” der. Artık (böyle diyen) o kimseye âhirette hiçbir nasip yoktur.” (Bakara suresi, 2/200)
·          ”Bu dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Âhiret yurdu ise, elbette (asıl yaşanacak) ebedî hayat odur; keşke bunu bilselerdi.(1) (Ankebut suresi, 29/64)
·          ”Öyle bir günden sakının ki, (hepiniz) o günde Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı(nın karşılığı) tastamam verilecek ve onlar asla haksızlığa uğratılmayacaklardır. (3) (Bakara suresi, 2/281)
·          ”(O inkârcılar,) dünya hayatıyla sevinmekle yetinirler. Halbuki dünya hayatı, âhiret (hayatı) yanında, geçici bir faydalanmadan başka bir şey değildir. (Rad suresi, 13/26) [bk. 87/16-17]
·          ”Âhiret yurdu, ‘Allah’ın emrine uygun yaşayan/günahlardan sakınanlar’ için daha hayırlıdır. Hâlâ (akıllanıp) düşünmeyecek misiniz? (Araf suresi, 7/169)
·          Ahiret hayatı ebedi, dünya hayatı ise fanidir. (Ankebut süresi, 29/64.) Ayette: “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi! Buyurulmuştur. Ahirete iman eden kimse, ömrünü en iyi şekilde değerlendirmeli ve o büyük güne hazırlık yapmalıdır. Kur’an o büyük günün dehşetini şöyle anlatır:
·           “Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Onu göreceğiniz gün her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün, hâlbuki onlar sarhoş değildir. Ne var ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.” (Hac suresi, 22/1-2) 
·          Ahiret ebedidir; sözlükte “sonu olmayan ve sonu ermeyen” anlamına gelir. Dini bir terim olarak ebedilikse, “varlığının sonu olmamak, varlığı sonsuz olarak devam etmek” demektir. Fanilik ise, “ölümlü, geçici olmak” demektir. İslam’a göre Allah’ın dışında her şey fanidir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu hakikat şöyle anlatılır:
·          “Yeryüzünde bulunan her şey fanidir. Ancak yüce ve cömert olan rabbinin varlığı bakidir.” (Rahman süresi, 55/26-27)
·          Geçici ve sonlu olmasından dolayı dünya hayatına da fani âlem denilmiştir. Dünya fani, ömür kısadır. Ebedi olan ise ahiret hayatıdır. “O, Allah ki, hanginizin daha güzel işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yarattı” mealindeki ayet (Mülk süresi, 67/2)
Açıklama: Ölüm ve hayatın yaratılış sırrını çok açık bir şekilde gözlerimizin önüne sermektedir. Dinimize göre, hayat anlamsız bir var oluşu olmadığı gibi, ölüm de sonu hiçlik olan bir yok oluş değildir. Aksine hayat, hayırlı bir faaliyet alanı, ölüm ise bu faaliyetlerin karşılığını bulacağımız, ebedi âleme geçişi sağlayan bir dönüm noktasıdır. Ölümün hikmeti, insanın imtihanında saklıdır. Ölümle hayat sona ermeyecektir. İnsanı ölümünden sonra sonsuza dek sürecek olan bir hayatı beklemektedir. İşte insan, iyi ya da kötü işlediği her şeyin karşılığını ahiret yurdu dediğimiz bu ölüm sonrası hayatında görecektir. Ölüm bir taraftan insanın hesap vermesi ve sorumlu tutulması hakikatine kapı aralarken, diğer taraftan da fani olan insanın ebedileşmesinin de ilk basamağı teşkil etmektedir.
Hadisler:
·     “Cehennem ateşi iki göze dokunmaz. Allah korkusundan ağlayan göz, ve Allah yolunda gece nöbet bekleyen gözdür.
·     ”Dünyanızı islah edin; sanki yarın ölecekmiş gibi de ahretiniz için Salih amellerde bulunun.” (muhtaru/ehâdis)
·     ”benden sonra sonra başınıza gelmesinden en çok korktuğum şeylerden biri de, dünyanın nimet ve zihnetlerinin üzerinize açılması (ve ahiret ihmal edecek kadar sizi oyalaması) dır.” (Buhari)
·     ”Ebediyet diyarı olan ahireti tasdik ettiği halde, sırf aldatıcı dünya için çalışıp çabalayan kimseye, hayret doğrusu.”
·     ”Bir zaman gelecek ki ümmetim beş şeyi sevip, beş şeyi unutacak: dünyayı sevip, ahireti unutacak, evleri sevip, kabri unutacak, malı sevip, hesabı unutacak, eşleri sevip, hurileri unutacak, nefislerini sevip, Allah’ı unutacak, onlar benden uzak bende onlardan uzağım.”
Sahabeler:
·     İnsan ahretteki evini ölmeden önce dünyada yapar. (Hz. Ali r.a.)
·     Allah size dünyayı onunla ahireti arayınız diye vermiştir. Dünyaya meyledesiniz diye değil. (Hz. Osman r.a.)
·     Kârlı olan, dünyayı ahretle değiştirendir. (Hz. Ali r.a.)
·     Dünya ile ahiret, iki ailesi olan adama benzer, adam birini razı ettikçe diğerini kızdırmış olur. (Hz. Ebubekir sıdık r.a.)
·     Öldükten sonra yaşamak isterseniz, ölmez bir eser bırakınız. (Hz. Ali r.a.)
Âlim: İnsanın en büyük korkusu ahiret felaketidir. O’nu ahiret felaketinden ancak “ kelime-i tevhid” koruyabilir.
17.            KIYAMET
 Alkame b. Kays şöyle anlattı: “Birinin cenazesine gitmişti. Kabrin başında durdu ve şöyle dedi: işte bu kulun kıyameti koptu, çünkü o kimse öldüğü zaman kıyamet günü işlerini görür. Cenneti, cehennemi, melekleride görür. Artık herhangi bir ameli de yapamaz. Böylece kıyamet günü hesap vermek üzere bekleyen kimse gibi olur. İnsan ölünce ameli mühürlenir. Kıyamet günü de nasıl öldüyse öylece dirilir. Son nefesini hayırla bitirene ne mutlu…” ebû Bekir vâsiti (r.a.) der ki: büyük nimetler üç tanedir. 1- hayat nimeti, 2- ölüm nimeti, 3- kıyamet nimeti, hayat nimeti: ömrün Allah’a kullukla geçmesidir. Ölüm nimeti: ruhun kelime-i şahadetle teslim edilmesidir. Kıyamet nimeti: müjde almaktır, Kabirlerden çıkıldığı zaman, cennet müjdesi almak.
Ayet: “Yolun doğrusu Allah’ındır. Yolun eğriside vardır, Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi. (Nahl suresi, 16/9)
Sözün özü: inanmamak ahrete gitmeye mani değildir, cennete girmeye manidir.
Hadisler:
·          Hz. Aişe (r.a.) şöyle anlatıyor: bir gün, Resülüllaha sordum: ya Resülullah, kıyamet günü, seven sevdiğini hatırlayabilir mi? Resülulllah şöyle buyurdu: Üç yerde hatırlamaz: tartıda; ameller teraziye konur, ya ağır gelir ya da hafif. Defterin verilişinde; defter ya sağdan verilir ya da soldan, bir de orada toplananların üzerine cehennem bir boyun uzanıp şöyle denildiği zaman: ben, şu üç zümreyi yakalamakla memurum: Allah’tan başka bir ilâha tapanları, inatçı zalimleri, hesap gününe inanmayanları… Daha sonra, bu saydıklarının üstüne yumulur; cehennemin dibine atar. Cehennemin üzerine kurulan köprü vardır. Kıldan ince kılıçtan keskincedir, ona bağlı dikenli teller ve demir çengeller vardır, onun üzerinden yıldırım gibi geçen insanlar vardır. Fırtına gibi uçanlarda vardır. Müslüman olmayan o dikenli tellere ve çengellere takılıp kalır; sonra yüzüstü cehenneme yuvarlanırlar.
·          “Sizden biriniz ölünce muhakkak ki onun kıyameti kopmuş demektir.” (Deylemi)
·          ”Resülullah (s.a.v.) amcasına ölüm vaktinde: “Allah’tan başka ilâ yoktur de, kıyamet gününde onunla senin senin lehine şahadet edeyim.” Dedi. Ebu talip buna yanaşmadı, bunun üzerine Allah, (Kasa suresi, 28/56) ayetini inzal buyurdu. (Sahih-i Müslim, 41-2)
18.           DİRİLİŞ
Ayetler:
·          ”İşte şimdi bak, Allah’ın rahmetinin eserlerine! Yeri, ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ki O, ölüleri de diriltecektir. O her şeye kâdirdir.”
·          (Hz. İbrahim)“(İnsanların dirilip) kabirlerden kaldırılacakları gün, beni utandırma!”
Ölüm, ruhun bedenden ayrılıp hayatın sona ermesidir. Bu Allah’ın değişmez kanunudur:
·          “Her canlı ölümü tadacaktır. Şüphesiz kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir” (Al-i İmran, 3/185) İslam inancına göre kıyamet koptuktan sonra her şey yok olacak, Allah’tan başka hiçbir canlı kalmayacaktır. Nitekim bir ayette:
·          “Yer üzerinde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi rabbinin zatı baki kalacaktır” buyrulmuştur. (Rahman, 55/26-27)
Ahiret âlemi; İsrafil (a.s.)’ın süra birince defa üflemesinden sonra kıyametin kopması ve evrenin düzeninin bozulup dünyada yaşayan bütün canlı varlıkların aynı anda ölmesi. İsrafil ikinci defa süra üflemesinin ardından ise, dünyada hayat sürmüş bütün insanların ruhlu- bedenli varlıklar olarak diriltilip dünyada yaptıklarından hesaba çekilmek üzere mahşer yerine sevk edilmeleri ve hesap işlemini takiben inanç ve amellerine göre cennete veya cehenneme konmaları safhalarından oluşur. Şu halde insana düşen görev, şu geçici dünya hayatında Allah’ın rızasına uygun bir hayat sürüp ebedi saadeti kazanmak olmalıdır.
Hadis: ”Her kul ne gibi amel üzere ölürse, o amel üzere dirilir.”
Sahabe: ”Ahiretteki hesap dünyada kendini hesaba çekmiş olanlar için kolaydır.” (Hz. Ömer r.a.)
19.           HESAP
Mutlaka öleceğimize göre, ona hazırlıklı olmak ve ötesini düşünmek menfaatimiz icabıdır. Dünyaya gelmek nasıl hak bir olay ise, ölmek de hak ve tabii bir olaydır. Keza yeniden dirilmek de öyledir. Yok iken var olduğumuz, var iken öldüğümüz gibi, bir gün de yeniden diriltileceğiz. Bundan hiç şüpheniz olmasın.
Ayetler:
·          ”İşte şimdi bak, Allah’ın rahmetinin eserlerine! Yeri, ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ki O, ölüleri de diriltecektir. O her şeye kâdirdir.”
·          ”Her insanın amel(2)/hayat defterini boynuna astık (onu sevap günah, ne ile doldurursa doldursun). Kıyâmet günü herkese onu, (önünde) açılmış olarak bulacağı bir kitap halinde çıkarırız.” “Oku kitabını, bugün sana hesap görücü olarak kendi nefsin yeter!” (diyeceğiz).
Hadisler:
·          ”Neden hayırlı işlere koşmuyorsunuz dünyada daha ne bekliyorsunuz! Azdıran bir zenginlik mi; kulluğu unutturan bir fakirlik mi; sıhati bozan bir hastalık mı; bunaklaştıran bir ihtiyarlık mı; yoksa kıyamet mi! O kıyamet ki, çok feci ve çok acı verici bir gündür.”
·          Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün) güldüler ve: "Neye güldüğümü biliyor musunuz?" buyurdular. Biz: "Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dedik. "Kulun Rabbine olan hitabından!" buyurdular ve şöyle devam ettiler: "Kul şöyle der: "Ey Rabbim, sen beni zulümden korumadın mı?" Rab Teâlâ: "Evet korudum" buyurur. Kul da: "Fakat ben bugün, kendime, kendimden başka bir kimsenin şahid olmasını asla istemiyorum" der. Rabb Teâlâ: "Bugün sana tek şâhid olarak nefsin, çok şahid olarak da kirâmen kâtibin kâfidir" buyurur." Resûlullah devamla dedi ki: "Ağzına mühür vurulur ve diğer organlarına: "Konuş!" denilir. Onlar adamın amelini haber verirler. Sonra konuşma hususunda serbest bırakılır. Adam organlarına: "Yazıklar olsun size! Buradan defolun! Ben sizin için mücadele etmiştim" der." (Müslim, Zühd 17, 2969)
·          İbnu Amr İbni'l-Âs radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Aziz ve celil olan Allah (Kıyamet günü), ümmetimden bir adamı mahlukatın üstünden seçer ve onun için doksandokuz büyük defter açar. Her defter, gözün alabildiği kadar büyüktür. Rab Teâla adama sorar: "Bu defterde yazılı olanlardan bir şey inkâr ediyor musun? Muhafız kâtiplerim (olmadık şeyler yazarak sana) zulmetmişler mi?" Kul: "Ey Rabbim! hayır! (Hepsi doğrudur!)" der. Rabb Teâla sorar: "(Bunları yapmada beyan edeceğin) bir özrrün var mı?" Kul der: "Hayır! Ey Rabbim!" Aziz ve celil olan Allah: "Evet! Senin bizim yanımızda (makbul, büyük) bir de hasenen var. Bugün sana zulüm yapmayacağız!" buyurur. Hemen bir etiket çıkarılır. Üzerinde "Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden resulallah (şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın elçisidir)" yazılıdır." Sonra, Rabb Teâla der: "Ağırlığını (yani amellerinin ağırlığını) hazırla!" Kul sorar: "Ey Rabbim! Bu defterlerin yanındaki bu etiket de ne?" Rabb Teâla der: "Sana zulmedilmeyecek! Hemen defterler Mizan'ın bir kefesine konur, etiket de diğer kefesine. Tartılırlar. Sonunda defterler hafif kalır, etiket ağır basar. Esasen Allah'ın ismi yanında hiçbir şey ağır olamaz." (Tirmizi, İman 17, 2641).
·          Ebu Mes'ud el-Bedri radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü dendi, biz cahiliye devrinde yaptıklarımızdan hesaba çekilecek miyiz?" Şu cevabı verdiler: "Müslüman olduktan sonra iyi olana, cahiliye devrinde yaptıklarından sorulmayacaktır. Kötü amel işleyene, hem İslâm'daki ameli hem de önceki ameli sebebiyle hesap sorulacaktır." (Buhari, İstitabe 1; Müslim, İman 189, 120).
·          Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Bir kimseyi (küfür veya günah gibi) bir şeye çağıran hiç kimse yok ki Kıyâmet günü, o çağırdığı şeyle birlikte tevkif edilmemiş olsun. Mutlaka onunla ayrılmaz şekilde beraberdir. Bir adam bir adamı (bir şeye) davet etmiş olsa dahi! sonra şu ayeti okudu. (Mealen): "Onları hapsedin, çünkü onlar mes'ûldürler" (Saffat 24). (Tirmizi, Tefsir, Saffat 3226).
Sahabe: ”Ahretteki hesap dünyada nefsini hesaba çekmiş olanlar için kolaydır.” (Hz. Ömer r.a.)
20.           AMEL DEFTERİ
İslam inancına göre ahirette görülecek hesaba esas olmak üzere herkesin bu dünyadaki inançları ve yapıp ettiği ameller bir belgeye kayıt edilmektedir. Ameller “ kiramen katibin” ve “hafaza” diye anılan meleklere tarafından kayıt altına alınmaktadır. Mahiyeti bizce bilinmeyen bu belgeye “ amel defteri” denilmektedir. Küçük-büyük demeden her şeyin kaydedileceği “defter”ler hesap gününde sahiplerine verilip okutulacak, her kese dünyada yaptıkları bu belge üzerine gösterilecektir.
·          Her insanın amel(2)/hayat defterini boynuna astık (onu sevap günah, ne ile doldurursa doldursun). Kıyâmet günü herkese onu, (önünde) açılmış olarak bulacağı bir kitap halinde çıkarırız. [bk. 52/16; 75/12-14; 99/7-8] “Oku kitabını, bugün sana hesap görücü olarak kendi nefsin yeter!” (diyeceğiz) (İsra suresi, 17/13-14) (2) Âyet-i kerîmedeki “tâir” lügatte kuş demek ise de, burada “amel” ile tefsir edilmiştir (Celâleyn). Hayr olsun şer olsun, insanların yaptığı bütün davranışları içine alır.
·          Amel defterleri sahiplerine veriliş şekli onların cennetlik yahut cehennemlik olduklarının da göstergesi olacaktır. Buna göre; cennetliklerin (ashab-ı yemin) belgeleri sağ taraftan (Hakka suresi, 69/25)
·          “Cehennemliklerinkiler ise (Ashab-ı şimal) sol taraftan veya arkadan verilecektir.” (Hakka suresi, 69/19)
·          Günahkârlar, “eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki, küçük büyük bırakmadan her şeyi sayıp dökmüş” (Kehf suresi, 18/49) diye şaşkınlıklarını ifade edecek. İyiler ise “gelin, kitabımı okuyun. Çünkü ben hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum.” diyecektir. (Hakka suresi, 69/19-20)
·          Günahkârlara ait defterler “siccin” de, iyilere ait defterler ise “iliyyin”de bulunmaktadır. (Mutaffifin suresi, 83/7-18) “Siccin” ve “iliyyin” içindekilerin silinip kaybolmadığı, yok edilemeyen kayıt yerleri anlamına gelmektedir.
21.           SIRAT
Sözlük: sırat, yol, tarik
Tarif: Kur'an-ı Kerim'de sırat, daha çok "müstakim" (doğru) ile sıfatlanarak, Allah'ın rızasına uygun olan ve O'na ileten Tevhid dini ve İslâm dini anlamında kullanılır:
Ayetler:

·          "Kim, Allaha güvenip dayanırsa muhakkak doğru yola (Sırat-ı müstakime) iletilmiştir" (Al-i İmrân, 3/101)
·          “İçinizden, oraya (cehenneme) uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.” “Sonra biz, Allah'tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.” (Meryem suresi, 19/71-72)
·          “O’gün kim azaptan kurtarılırsa, gerçekten Allah onu esirgemiştir. İşte apaçık kurtuluş budur.” (Enam suresi, 6/16)
·          “(O gün) cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırılır.” “Cehennem de azgınlara apaçık gösterilir.” (Şuara suresi, 26/90-91)
·          Cennet de takvâ sahiplerine yaklaştırılır; (onlardan) uzakta olmayacaktır. (Kaf suresi, 50/31)
·          Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nûrları aydınlatıp gider de, "Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin" derler. (Tahrim suresi, 66/8)
·          Yüce Allah şöyle buyurur: "Ey iman edenler, günahlarınıza samimi bir tevbe ile Allah'a dönün! Umulur ki Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi örter Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar Çünkü onların nurları önlerinden ve yanlarından koşar da, "Ey Rabbimiz, nurumuzu tamamla, bizi bağışla; muhakkak sen her şeye kadirsin " derler " (Tahrim suresi, 66/8)
·          Bu âyette, mü'minlerin nurlarından kastedilen, iman ve amelleriyle husûle gelen nurlardır Özellikle bu nurları Sırat üzerinde onları yedip götürecek ve selamete çıkaracaktır Münafıklar, karanlıkta kaldıkça mü'minler "Rabbimiz, nurumuzu söndürüp de bizi de kâfirler ve münafıklar gibi karanlıkta bırakma! Varacağımız yere kadar nurumuzu devam ettir ki, bu nurla sevinelim, karanlıkta kalıp perişan olmayalım" derler: "O gün (sıratta) münafık erkeklerle münafık kadınlar, mü'minlere, bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık alalım, derler Onlara, dönünarkanıza da bir nur arayın, denilirNihayet, onların arasına, bir kapısı olan ve içinde rahmet ve dışında azab bulunan bir sür çekilir" (Hadid suresi, 57/13)
Hadisler:
·          Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Cehennem üzerine sırat köprüsü kurulur. Bu köprüden, ümmetiyle ilk geçecek olan peygamber benim. O gün peygamberlerden başkası konuşamaz. Peygamberler de: “Allah’ım ümmetime selamet ver, sen onları koru!” diye dua ederler. Cehennemde demir çengeller vardır. Seden ağacının dikenine benzerler. Yalnız bunlar çok büyüktürler. Büyüklük derecelerini yalnız Allah bilir. Herkesi isyanına göre cehenneme çekerler. Onlardan bir kısmı ameline göre helak olur, yok olur, ateşte erir. Bir kısmı hardal tanesi kadar kalır ve sonra kurtulur.” (Buhari, Müslim)
·          Sırat köprüsü, mahşer gününde cehennem üzerine kurulan köprüdür. Dünyadaki köprüler sabit ve herkes için aynı olmalarına karşı, ahiretteki bu köprü kişilere ve onların amellerine göre değişkendir. Çünkü o takva sahipleri için en güvenli köprü durumundadır. Fısk ve fücur ehli için ise, hadis-i şerifte ifade edildiği gibi; “Kıldan ince ve kılıçtan keskindir.” (Ahmed b. Hanbel, Beyhaki)
 
22.           CEHENNEM ve KATLARI
Hadis: Cebrail (a.s) cehennemin katlarını Peygamberimize şöyle anlatmıştır: en alt katta, münafıklar, kâfirler, alttan itibaren, firavunun arkadaşları vardır. Bu katın adı haviye’dir. İkinci katta, müşrikler vardır. Bu tabakanın adı, cahim’dir. Üçüncü katta sabiun (hak dini terk edenler) vardır. Bu tabakanın adı, sakar’dır. Dördüncü katta, iblis, Mecusiler ve ona uyanlar vardır. Bu tabakanın adı, leza’dır. Beşinci katta, iblis, Mecusiler ve ona uyanlar vardır. Bu tabakanın adı hutame’dir. Altıncı katta hırıstiyanlar vardır. Bu tabakanın adı, sair’dir. Bundan sonra Cebrail (a.s.) sustu. Resülullah’tan haya edip durdu. Resülullah (s.a.v.) onun bu halini görünce şöyle sordu: “yedinci katı bana anlatmayacak mısın?” Cebrail (a.s.) devam etti: ümmetinden büyük günah işleyenler oradadır. Bunlar, ölmeden evvel günahlara tevbe etmemiş olanlardır.
 (Tembih) cehennem, tüm kâfirler ile bazı günahkâr Müslümanlar için yaratılmış bir ceza yeridir. Cehennem halen mevcuttur. Yedi ayrı derecesi ve yedi kapısı vardır. Cehennem kapıları, mahşerde hesap görüldükten sonra kâfirlere açılacaktır.
Kâfirler cehennemde ebedi olarak kalacak, günahkâr Müslümanlar ise, bir müddet azap gördükten sonra affolunacak cennete gideceklerdir. Cehennem ehli, cismen ve ruhen ceza görecektir. Cehennem azabı, dünya azabı ile kıyas olunamaz. Mahiyetini ancak Allah (c.c.) bilir. Cehennemin üst tabakalarındaki azap daha hafif, alt tabakalarındaki azap ise daha fazladır, daha şiddetlidir. Münafıklar, cehennemin en azaplı yeri olan yedinci kattaki haviye denilen yerdedirler. Cehennem azabının en hafifi olan birinci katıdır. Burada günahkârlar Müslümanlar cezasını belli bir süre için çekerler. Ayetler:
·          “Bu azgınların hepsinin varacağı yer cehennemdir. Onun yedi kapısı vardır. Her kapıya o azgınlardan bir kısmı taksim olunmuştur.” (Hicr suresi, 15/43-44)
·          “…O halde yakıtı insanlar ve taşlar olan ve kâfirler için hazırlanan o dehşetli ateşten sakının.” (Bakara suresi, 2/24)
·          ”Çünkü kim Allah’a ortak koşarsa, (Allah’a rağmen başka şeyi öne çıkarır ve ona bağlılık gösterirse) hiç şüphesiz Allah ona cennetini haram eder; onun varacağı yer de ateştir. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.” demişti. (Maide suresi, 5/12)
·          ”(Âhirette) bize kavuşmayı ummayan, (sadece) dünya hayatından hoşlanıp (gönlü) onunla yatışıp rahatlayan ve bir de âyetlerimizden gafil olanlar var ya! İşte, onların kazandıkları (günahları)ndan dolayı, varacakları yer ateştir” (Yunus suresi, 1/7-8)
Hadisler:
·          ”Lâ ilâhe illallah” diyen kimse ateşe ( cehenneme) giremez.” (Buhari, ilim, 105) Müslim, iman, 10)
·          “Cehennem nefse hoş gelen şeylerle kuşatılıp örtülmüştür. Cennet ise zorluklar ve nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır.” (Buhari, rikak, 8; Müslim, cennet, 1)
 
23.           CENNET
Arşı azamın nurundan, yedi kat gökler üstünde, kürsinin altında cennet yaratıldı. Cennetin sekiz kapısı vardır. Cennet halen mevcuttur. Kapıları, mahşerde hesap görüldükten sonra mü’minlere açılacaktır. Cennet. Akla hayale gelmeyen ve dünya nimetleri ile kıyas olunmayan maddi ve manevi birçok nimetleri olan sekiz tabakalı bir yerdir. Mü’minler, cennette cismani ve ruhani birçok nimetlere ebediyen sahip olacaklardır. Cennet nimetleri isim olarak dünya nimetlerine benzer, mahiyetini ancak Allah (c.c.) bilir. Kur’an’da cennet nimetleri, insanların anlayacağı bir şekilde, misallerle anlatılır. Uhrevi nimetler, dünya nimetlerine benzetilerek anlatılır. Cennet nimetlerini tahayyül etmek mümkün değildir. Uhrevi nimetlerin en ulvisi rüyetullah’tır. Bu, ahirette Cenabı Hakkı perdesiz görmektir.
Ayetler:
·          “Allah mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etti.” (Tevbe suresi, 9/72)
·          ”(Oysa size verilen her şey, dünya hayatının (geçici) istifadesi ve ziynetidir. Allah’ın yanında olan ise, daha hayırlı ve daha devamlıdır. Akıl erdiremiyor musunuz?”
·          (Hz. İbrahim); ”Beni, naim cennetinin varislerinden kıl.” (Şuara suresi, 26/85)
Hadisler:
·          ”Cennette giren hiçbir kimse yoktur ki bütün dünyaya mâlik olacak olsa dahi tekrar dünya ya dönmeyi arzu etsin.”
·          ”Bildiği ile amel eden kimseye Allah Teâlâ bilmediğini öğretir ve amelinde onu muvaffak kılar da cennet’ini kazanır. Bildiği ile amel etmeyen kimse, bildiğinde de şaşar, amelinde muvaffak olamaz ve cehennem’i kazanmış olur.” (İhya, 3.c.s:51)
·          ”Eğer mümin, Allah’ın yanındaki azabı bilseydi kimse cenneti aklından geçirmezdi. Eğer kâfir de Allah’ın yanındaki merhameti bilseydi hiçbir kimse cennetten ümitsiz olmazdı.” (Buhari, 19)
·          Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Cennette yay kadar bir yer, güneşin üzerine doğduğu veya battığı şeyden (dünyadan) daha hayırlıdır. ”Peygamberimiz (s.a.v.)’in bildirdiği gibi bu dünyadaki nimetler cenet nimetlerinin ancak çok küçük bir örneği olabilir. Dünya hayatının nimetleri ne kadar güzel, etkileyici ve kalıcı görünse de, insan bunların ardında gizlenen bu önemli gerçeği hiçbir zaman unutmamalıdır.